Dolar : Alış : 32.2313 / Satış : 32.2894
Euro : Alış : 34.8106 / Satış : 34.8734
HAVA DURUMU
hava durumu

bursa

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 19 Kategoride 3265 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Pina ve Marmara Denizi

06 Mayıs 2023 - kez okunmuş
Ana Sayfa » ÇEVRE»Pina ve Marmara Denizi
Pina ve Marmara Denizi

Doğal habitatı Akdeniz’de tamamen biten pina popülasyonu, iklim krizi ve kirlilikle boğuşan Marmara Denizi’nin, Marmara da pinanın varlığını sürdürmesinin umudu haline geldi. Prof. Mustafa Sarı ile pinaların deniz ekosistemi için önemini ve geliştirdikleri ‘Marmara’nın Umudu Pina’ projesini konuştuk.

Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi’nin yürüttüğü “Marmara’nın Umudu Pina projesi ile pinaların korunması ve çoğalması hedefleniyor. Projenin pinanın Marmara denizinde zaman zaman ortaya çıkarak endişe uyandıran  müsilajla mücadelede önemli bir rol üstleneceği belirtiliyor.

Peki proje, pina popülasyonu tehdit altındayken nasıl yürütülecek, pina popülasyonu nasıl artırılacak? Pinalar deniz ekosisteminin direncini nasıl artırıyor? Marmara denizinin de pinanın umudu olduğunu söyleyen uzmanların anlatmak istediği ne? Müsilaj neden Marmara Denizi’nde ortaya çıkmaya devam ediyor?

Onyedi Eylül Üniversitesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, pina popülasyonu ve Marmara denizi arasındaki dayanışmanın arka planını ve projelerini Yeşil Gazete’ye anlattı.

Mustafa Sarı, proje ile “iki yaralıya” şifa aramak için yola çıktıklarını belirtiyor. Bu yaralılardan biri Akdeniz’in en büyük çift kabuklusu olarak bilinen pina, diğeri ise Marmara Denizi.

Sarı, bu “iki yaralı” için neden Marmara denizinde bir “şifa haritası” oluşturulacağını ise şöyle açıklıyor:

“Pinalar, Marmara denizi dışında topluca öldü. Yani Marmara denizi dışında Akdeniz’de canlı pina habitatları görmek çok zor hale geldi. Bu halde, Marmara denizinin pina için bir umut ışığı, bir sığınak haline geldiğinden söz edebiliyoruz. Dünyada yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış pina için son sığınak bu durumda Marmara Denizi.”

Saatte ortalama altı litre suyu filtreleyebiliyor

Akdeniz’in en büyük çift kabuklusu (bir tür midye) olarak bilinen pina, saatte ortalama altı litre suyu filtreleyebiliyor. Bilimsel adı Pinnanobilis olan canlının ömrü yarım yüzyıl boyunca sürebiliyor. Boyu 120 santimetreye ulaşabilen pinalar, üçgen vücudunun sivri kısmıyla deniz tabanına tutunarak sabit bir yaşam sürüyor. Deniz suyu içindeki mikroskobik besinleri süzerek besleniyor. Denizin kıyısından başlayıp 60 metre derinliğe varan bölgelerde yaşayan pinalar, esas olarak deniz çayırlarının yaşadığı yerleri tercih ediyor.

Ekosisteme önemli hizmetleriyle bilinen deniz çayırlarının pina popülasyonuyla özel bir ilişkisi var. Prof.Dr. Sarı’nın verdiği bilgiye göre; “Deniz çayırlarının tahrip olmasına bağlı olarak pina stokları azalıyor. Pinalar deniz çayırlarının olmadığı yerlerde hafif sert zeminleri tercih ediyor, çamurlu zeminleri çok fazla tercih etmiyorlar.”

‘Akdeniz havzasında pina ölümleri yüzde yüze yaklaştı’

Ekosisteme yaptığı katkılarla Marmara’nın umudu olan pinaların Akdeniz’de 2016 yılından itibaren toplu ölümlere maruz kaldığını açıklayan Mustafa Sarı, “2016 yılından itibaren pinayı tehdit eden bir protozoa ortaya çıktı. Bu da, pinanın sindirim sisteminde hastalığa neden oldu ve bağışıklıkları düştü. Pinanın bağışıklığı düşünce de çoklu hastalıklar devreye girdi. Bu durum 2019’a kadar neredeyse Akdeniz’in tamamında pinaların ölümüyle sonuçlandı” diyerek durumun ciddiyetine dikkat çekiyor.

Çok sınırlı yerlerde, ancak korunaklı bölgelerde bugün pinalara rastlayabildiğimizi söyleyen Sarı, bugün Akdeniz havzasında pina ölümlerinin yüzde yüze yaklaştığını söylüyor. Verdiği bilgilere göre, pinayı tehdit eden başlıca faktör, iklim krizine bağlı artan deniz suyu sıcaklıkları ve deniz suyu tuzundaki oransal değişimler. Pinanın bağışıklığını düşüren protozoa, sıcaklık artışı ve tuzluluğun değişken hale gelmesiyle aktifleşiyor ve böylece pinanın toplu ölümlerine neden oluyor.

‘Denizin dibini tarayan ağlar deniz tabanında yaşayan canlılara zarar veriyor’

Prof. Sarı, pinaları tehdit eden diğer bir faktörün de yaygın şekilde deniz tabanından sökülmesi ve avlanması olduğuna işaret ediyor.

Pinanın deniz zeminine tutunmasını sağlayan Byssus iplikçikleri,bugünkü tekstil endüstrisinde kullanılan sentetik maddeler  gelişmeden önce Akdeniz çevresindeki Fransa, İtalya, İspanya gibi ülkelerde faaliyet gösteren yüzlerce atölyenin ipekli kumaş üretiminde kullanılıyordu:

“Pina, sofralarda lüks tüketim gıdası olarak görülmeye başlandıktan sonra tüketim amaçlı da toplanmaya başladı. Endüstri devriminden sonra da hızlı bir şekilde denizleri kirletmeye başladık. Kirlilik pinaların, yayılım alanlarını sınırlandırdı. Balıkçılık bir endüstri haline geldikçe deniz dibini tarayan trol, algarna gibi denizin dibini süpüren, kazıyan ağlar pina popülasyonuna zarar verdi.”

“Doldurulan kıyılar yaşam alanlarını daralttı”

Deniz ekosistemi için son derece önemli bir işlev yerine getiren bu canlıları tehdit eden riskler sadece bunlarda sınırlı da değil. Deniz kıyısında yoğunlaşan kentleşme de pina popülasyonunu olumsuz etkiliyor. Özellikle kıyı dolgularına  dikkat çeken Prof.Dr.Sarı “Akdeniz’in çevresindeki kentlerde  kıyı ekosistemi doldurularak kent çeperi genişletildi. Bu durum denizlerdeki kirlilik riskini arttırdı. Kıyı dolgularının artmasıyla pinanın yaşayacağı alan daraltıldı” diyor.

İnsanların, kıyı bölgelerinde ekolojik dengeleri gözetmeden kitleler halinde denize girmesi, su ve dalış sporlarının yaygınlaşması da pina popülasyonunun azalmasıyla ilişkili. “Turizm sektörünün gelişmesiyle ekolojik açıdan kıymetli plajlar yapılaşmaya açıldı, kıyı ekosistemine insan müdahalesi arttı” diyen Prof. Sarı, deniz ekosistemine “estetik kaygılarla” müdahale edilmesinin risklerine de vurgu yapıyor:

“İnsanlar denize girdiklerinde ne deniz çayırı olsun istediler ne de ayaklarına batan pinaları…Bunu dikkate alan turizm sektöründeki yatırımcılar, otellerinin çevresinde bulunan  deniz çayırı alanlarını söktüler. Böylece pina yaşam alanlarını kaybetmiş oldu.”

Akdeniz çevresinde kurulu yüzlerce dalış okulunun varlığını hatırlatan Sarı’ya göre dalış okullarının kullandığı teknelerin yanı sıra deniz tabanına demir atan tüm tekneler deniz tabanında bulunan çayırlara ve pina popülasyonuna zarar veriyor.  “Pinalara zarar veren çoklu bir etki demetinden söz edebiliriz” diyen Sarı, bilim insanlarında kaygı uyandıran en önemli faktörün, temel itkisi küresel iklim değişikliği olan  toplu pina ölümleri olduğunu vurguluyor.

Müsilajı tetikleyen üç unsur

Pinalar için “sığınak” olarak nitelendirilen Marmara Denizi için ise müsilaj tehlikesi sona ermiş değil.   2021 yılında vatandaşları ve bilim dünyasını endişelendiren bir müsilaj felaketi yaşanmış, farklı tarafların bir araya gelerek, denizin kirlilik yükünü azaltmak üzere  hazırladığı 22 maddeden oluşan Marmara Denizi Eylem Planı (MDEP) açıklanmıştı.

Bu çalışmalar sırasında bilim insanları, müsilajı tetikleyen üç unsura dikkat çekmişti:

“Müsilajı tetikleyen unsurlardan biri pinanın da mustarip olduğu iklim değişikliği. İkincisi Marmara deniz ekosisteminin karakteristik özelliği gereği deniz şartlarının durağan olması ve üçüncüsü de kirlilik yükünün fazla olması. Bunların hepsi pinanın da derdi.”

Müsilajın bir neden değil sonuç olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sarı, müsilajın Marmara ile kurduğumuz yanlış ilişkinin bir sonucu olduğu görüşünde:  “Çünkü 2021 yılında ortaya çıkan müsilaj felaketinden sonra hazırlanan eylem planı aynı hızda uygulamaya aktarılamadı. Bütün atık arıtma tesislerinin ileri biyolojik arıtmaya dönüştürülmesi gerekiyordu ancak 40 yılda yapılmayan birkaç yılda yapılamaz. Bunun sonucunda, bugün yine müsilajı görüyoruz.”

Peki bu yanlış ilişkiyle kastedilen nedir? Sarı şöyle açıklıyor:

“Marmara Denizi’nin çevresindeki 25 milyon insanın atığının hala yalnızca yüzde 50’si arıtılıyor. Marmara kıyıları ciddi bir endüstri yükü taşıyor ve bu sanayi kuruluşlarının atıklarının yüzde 70’e yakını hiç arıtılmadan denize akıyor. Çevresindeki tarımsal faaliyetlerde kullanılan gübreler, kimyasal ilaçlar akarsular ve yağışlar aracılığıyla en sonunda denize ulaşıyor. Marmara Denizi önemli bir deniz yolu ve çok sayıda tersane, liman var. Denizcilik atıkları da yeterince arıtılmıyor. Tüm bunlara ilave olarak Marmara kıyıları kıyı dolgularıyla tahrip ediliyor ve deniz enerjisini atamıyor.”

Prof. Dr.Sarı’ya göre,  kirlilik yükünü azaltmadığımız sürece müsilaj riski Marmara denizinin başında Demokles’in kılıcı gibi sallanmaya devam edecek.

Pinapopülasyonunun tek başına kirliliğin yükünü üstlenmesi mümkün değil’

Pina, saatte ortalama altı litre suyu filtreleyerek ekosisteme yardım ediyor. Bu, arıtmadan  denize gönderilen atıkların organik yükünün pinaların normal beslenme süreci içerisinde azaltılması demek.

Bir tür “ekosistem dayanışması” olan sistem, Marmara’nın pinanın biyolojik yeteneklerine dayalı olsa da bu, endüstriyel faaliyetlerin ve  Marmara Denizi etrafında yaşayan 25 milyon insanın neden olduğu kirliliğe karşı sorumluluğumuzun ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. Uzmanlara göre, pina popülasyonunun tek başına kirliliğin yükünü üstlenmesi mümkün değil.

Prof. Dr. Sarı da atık arıtma sistemlerinin kurulması ve/veya iyileştirilmesinin şart olduğu, çünkü denizin doğal direncini artıracak organizmaları artırmanın tek başına yeterli olmadığı görüşünde: “Bir taraftan atık arıtma tesislerini kurmalıyız ama bir taraftan da denizin doğal direncini artıracak organizmaları desteklememiz gerekiyor. Pina, denizin arıtma, özümseme kapasitesini yükseltecek olan bir organizma. Ancak tek başına ne müsilajı ne de kirlilik yükünü kaldırabilir.”

Pinalar var oldukları günden beri Cebelitarık Boğazı’ndan İstanbul Boğazı’na kadarki bölgede varlıklarını sürdürüyor. Yani eskiden beri Marmara Denizi’nin yerli popülasyonu. Günümüzdeki fark ise artık Marmara denizi dışında canlı pinanın kalmamış olması.

Peki nasıl oluyor da müsilajla boğuşan, sürekli “kirliliğiyle” gündeme gelen Marmara Denizi,  pina popülasyonu için umut vaat ediyor ve hatta bir sığınak niteliği taşıyor?

Mustafa Sarı şöyle yanıtlıyor: “Ekosistemler, çok dirençli sistemlerdir. Milyonlarca yıl boyunca çok farklı etkilere maruz kalmışlar ve bu esneklikleri nedeniyle hayati fonksiyonları sürdürmeyi başarmışlardır. Marmara Denizi de diğer denizler gibi çok dirençlidir. Bu dirençliliği desteklendiği takdirde, eski günlerine geri dönebilmesi de mümkündür. Hiçbir ekosisteme ömür biçemeyiz. Çünkü milyonlarca etkileşim mekanizmasından biz henüz çok azını biliyoruz. Ekosistem kendi içinde çok boyutlu etkileşimler barındırıyor.”

‘Marmara, dünyanın en orijinal denizi’

Marmara’nın dünyanın en kirli denizleri içerisinde değerlendirmenin haksızlık olacağını söyleyen Mustafa Sarı’ya göre, özel bir işleyişe sahip Marmara ekosisteminin direncini artırmak ise, onun bu yapısını anlamaktan geçiyor:

“Marmara denizi dünyanın en orijinal denizi. İkili bir akıntı sistemi var ve pinalar da bu yüzden buradalar. İkili akıntı sistemi, Marmara’yı tuz oranı ve diğer özellikleriyle çevresindeki üç denizden de farklı kılıyor. Bu orijinal yapı, aynı zamanda müsilaj oluşumu için de elverişli. Dolayısıyla müsilajın Marmara’da görülüyor olması, onun en kirli deniz olduğunu göstermiyor. Bu durum Marmara denizinin orijinal yapısına uygun bir yönetime kavuşmadığını gösteriyor.”

Pinapopülasyonu insan eliyle artırılırsa, genetik dirençliliği düşer’

Pina popülasyonunu artırmak için, yapılması gereken en önemli şey, onun doğal habitatını korumak. Marmara Denizi’nin sıfırdan altmış metreye kadar bütün kıyıları ve adaların çevreleri, bu canlıların yaşam alanını oluşturuyor. Söz konusu bölgeler korunduğu takdirde pinanın üreyip çoğalması mümkün. Türkiye’nin de taraf olduğu Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Korumaya yönelik Bern Konvansiyonu da türlerin habitatında korunmasını tavsiye ediyor.

Pinayı ortamından alıp kuluçkahanede çoğaltarak denize transfer edileceği bir yöntemin de denendiğini anlatan Mustafa Sarı, zor bir yöntem olmadığını belirtmekle birlikte bunun pina popülasyonunu sürdürülebilir kılmayacağını söylüyor:

“Bu yöntemle pina popülasyonuna iyilik yapmış olmayız, çünkü genetik anlamda pinanın dirençliliğini zayıflatmış oluruz, genetik olarak zayıf olan bireyler de insan  eliyle popülasyona sokulmuş olur. Dolayısıyla popülasyon uzun vadede çökmeye maruz kalır.”

‘Marmara’nın Umudu Pina’ projesinde doğal habitat korunacak

Kendi yürüttükleri projenin de doğaya olabildiğince az müdahale edecek ve doğadaki işleyişe saygıyla yaklaşacak adımlar içereceğini belirten Prof.Dr. Sarı, “Marmara’nın Umudu Pina projesinde, doğal habitatı koruyacağımız bir strateji geliştirmeyi hedefliyoruz. Bir taraftan da bilinci artıracağız ve böylece pina varlığını korumaya devam edecek” diye konuşuyor.

Projenin kampanyasında, Marmara Denizi’ndeki pinaların önemini anlatmak için broşürler bastırıldı, internet sitesi kuruldu. Pina gönüllüsü olmak ve çalışmalara katkıda bulunmak isteyenler, www.umutpina.com.tr adresinden başvuru yapabiliyor.

Kaynak : https://yesilgazete.org/bir-ekolojik-dayanisma-ornegi-pina-ve-marmara-denizi/Melisa GÖNEN

HABER : BÜLENT ÖZGEN

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İlgili Terimler :
TemaFabrika